GİZEMLİ BLOG

MAGAZİN FOREWER

SİNAMA TVVİZYON

SIFIR OTOLAR

GİZEMLİ TATİL

TEKNOLOJİ CASUSU

LİGBLOG

DOKTOR BLOG



H
O
Ş
G
E
L
D
İ
N
İ
Z

H
O
Ş
G
E
L
D
İ
N
İ
Z

H
O
Ş
G
E
L
D
İ
N
İ
Z



Google

« Önceki |

7/7/2007

Kara Yılan İnliyor

.Bir Paramount Vantage prodüksiyonu olan “Black Snake Moan”, ilk çalışması “Hustle & Flow” ile 2005 Sundance Film Festivali izleyici ödülü ve en iyi şarkı Oscar'ı kazanan yazar/yönetmen Craig Brewer'ın üçüncü uzun metrajlı filmi. Yapımcılığını John Singleton ile Stephanie Allain'in üstlendiği filmin başrollerinde Samuel L. Jackson, Christina Ricci, Justin Timberlake, S. Epatha Merkerson, John Cothran ve Michael Raymond-James kamera karşısına geçti. Film 27 Temmuz'da sinemalarda...

Yönetmen Craig Brewer: “Eğer Katherine Hepburn, Bette Davis, Faye Dunaway ve Julie Christie'nin hep birlikte yolculuk ettiği bir trene Christina Ricci de binseydi, eminim ki o ünlü kadın yıldızların hepsi, ‘Hey, sen de bizden birisin, gel aramıza otur' diyeceklerdi.

Lazarus'un (Samuel L. Jackson) blues çaldığı; “Bojo's Juke Joint” adlı şarkıyı epeyce yaşlanmış bir Tom Waits gırtlağıyla söylediği günler geride kalmıştır. Hayatının kadınını bulduğuna inanarak evlenmiş; blues şarkıları söylemeyi bırakmıştır. Karısı tarafından aldatılıp evliliği paramparça olunca, sadece hayallerini kaybetmez; ihanetin getirdiği aşağılanmada ruhunun da kaybolduğunu hisseder. Aradığı huzuru yeniden eski dostu gitarında ve blues şarkılarında bulmaya çalışır. Ta ki karşısına Rae (Christina Ricci) çıkıncaya kadar…

Bilincini kaybedinceye kadar dövülen Rae, asfaltın kenarına yarı çıplak halde bırakılmıştır. Lazarus onu bulduğunda Rae ölmek üzeredir. Tanrı korkusuyla dopdolu olan orta yaşlı adamın, tekrar sağlığına kavuşturmaya çalıştığı bu genç kadının aslında kendi hayatını mahvetmiş bir sokak fahişesi olduğunu anlaması uzun sürmez. Üstelik anksiyete / endişe kaynaklı ruhsal rahatsızlığı vardır.

Çocukluğunda tecavüze uğrayan ve annesi tarafından terk edilen Rae, telefon defterindeki her erkek tarafından kullanılmış bir kadındır. Daha iyi bir yaşama kaçmak için son umutlarını Ronnie'ye (Justin Timberlake) bağlamıştır. Ancak Ronnie'nin askere gitmesi üzerine son umudu da söner. Uyuşturucu bağımlısı olan Rae'nin hayata tutunabilmek için bildiği tek yol, kendi ihtiyaçlarını karşılayabilmek için önüne çıkan her erkeğin her istediğini vermektir. Ta ki karşısına Lazarus çıkıncaya kadar…

Lazarus, Rae'yi şeytani duygulardan arındırmaya karar vermiştir. Uygulayacağı yöntemle kendinde var olan çözümlenmemiş erkeksi intikam duygularını da dışavurmuş olacaktır. Genç kadını radyatöre zincirledikten sonra sıradışı metodlarını uygulamaya başlar. Rahip R.L. (John Cothran) bu duruma karşı çıkıp müdahale ederse de Lazarus ile Rae zor olanı başaracaklardır. Rae'nin kendine sakladığı duygularını açığa çıkartmayı başaran Lazarus, kendi yüreğinin zincirlerini de çözecek ve aradığı aşkı Angela'da (S. Epatha Merkerson) bulacaktır. Rae'yi kurtararak kendisini özgürleştirmiştir...

“Black Snake Moan'da birbirlerini iyileştirmek için bir araya gelen iki farklı insanın öyküsü ve onları bir araya getiren tuhaf koşullar anlatılır” diyor yazar/yönetmen Craig Brewer…

7/7/2007

Cameron Diaz korku filminde oynayacak

.Hollywood'un en iyi para kazanan kadın oyuncuları listesinin ilk 10'unda yer alan Amerikalı oyuncu Cameron Diaz, bir korku filminde oynayacak.

Variety gazetesinin internet sitesindeki habere göre, ABD'de 13 yaş altı çocukların izlenemesi yasak olan filmin çekimleri sonbaharda başlayacak.

''The Box'' (kutu) adındaki filmin Richard Kelly'nin çekeceği belirtiliyor

7/7/2007

"Lolita" Türkiye'ye geliyor

.Jeremy Irons'la oynadığı Lolita filmiyle şöhreti yakalayan Amerikalı oyuncu Dominique Swain, Mehmet Günsür'le başrolünü paylaştığı “Dehşet Gecesi” filminin galası için Türkiye'ye geliyor.

1997 yılında henüz 17 yaşındayken başrolünü üstlendiği “Lolita” filminde 14 yaşındaki bir genç kızı canlandıran, ardından ünlü yönetmen John Woo'nun Face/Off adlı filmde de John Travolta ve Nicolas Cage ile oynayan Dominique Swain, 17 Temmuz Salı günü İstanbul'da olacak.

Yeni filmi “Dehşet Gecesi”nde (Fall Down Dead), Mehmet Günsür'ün yanı sıra, ünlü oyuncular David Carradine ve Udo Kier ile başrolleri paylaşan Dominique Swain, 19 Temmuz Perşembe günü yapılacak gala gösteriminde de bulunacak.

İstanbul'a İlk Kez Geliyor

İlk kez geleceği İstanbul'u da gezme fırsatı bulacak olan ünlü oyuncu, arkadaşlarının övgü ile bahsettiği kenti çok merak ettiğini ve yeni filmiyle Türk hayranlarının karşısına çıkmaktan mutlu olduğunu söyledi.

Dehşet Gecesi 20 Temmuz'da Vizyonda

20 Temmuz Cuma günü Türkiye'de vizyona girecek olan “Dehşet Gecesi”, işlediği cinayetleri sanatsal birer başyapıt olarak değerlendiren bir seri katil ve kurbanları arasındaki ölümcül kedi fare oyununu konu alıyor.

Dominique Swain, yapımcılığını Nesim Hason'un  üstlendiği ve John Keeys'in yönettiği “Dehşet Gecesi”nde cinayete tanık olan ve katil Picasso'nun elinden kurtulmaya çalışan garson kız Christie'yi canlandırıyor.

Dominique Swain Kimdir?

1980 California-Malibu (ABD) doğumlu olan Dominique Swain'i tüm dünya “Lolita” filmiyle tanıdı.
Stanley Kubrick'ten sonra Adrian Lyne tarafından beyazperdeye ikinci kez uyarlanan Lolita'da, 14 yaşındaki bir genç kızı canlandırdı.
Ünlü oyuncular Jeremy Irons ve Melanie Griffith'le başrolleri oynayan Swain, bu filmi çevirdiğinde 17 yaşındaydı.
Yine aynı yıl, ünlü yönetmen John Woo'nun, Face/Off filmiyle de John Travolta ve Nicolas Cage ile oynadı.
1997 yılında sonra oynadığı filmlerde önemli roller üstlendi. Geçen yıl ülkemizde de vizyona Rehine (Alpha Dog) filmiyle Türk izleyicileriyle yeniden buluştu.

Pek Çok Filmde Rol Aldı

Dominique Swain'in oynadığı filmler şöyle: Lolita (1997), Face/Off (1997), Girl (1998), The Intern (2000), The Smokers (2000), Happy Campers (2001), Tart (2001), Pumpkin (2002), Dead In The Water (2002), New Best Friend (2002), Briar Patch (2003), As Virgins Fall (2003), The Job (2003), Mean People Suck (2003), Out Of Season (2004), The Freediver (2004), The Madam's Family (2004) –TV, Devour (2005), Journeyman (2005), The Locrian Mode (2005), Totally Awesome (2006), White Air (2006), The Pacific and Eddy (2006), All In (2006), Alpha Dog (2006), Dead Mary (2007)…

7/7/2007

Transformers" vizyonda

.Transformers ile insanları aynı sahneye taşıyan ve çok konuşulacak olan heyecan dolu macera filmi nihayet vizyonda...

İyi ile kötünün hiç bitmeyen savaşı dünyamızdan çok uzak bir yerde, robotların gezegeni Cybertron'da yaşanıyor. Her birinin kendine özgü bir dönüşüme uğrama özelliği olan robot ırkının iyileri ‘Autobots', kötü olanları ise ‘Deceptions' olarak anılmaktadır. Gezegenlerindeki enerji kaynakları Energon Küpleri'nin azalması üzerine, kutuplaşmış bu iki robot grubu, yeni kaynak arayışıyla uzay yolculuğuna başlar ve bu yolculuk onları gezegenimiz dünyaya getirir. Kendilerini kolaylıkla arabalara, deniz araçlarına, uçaklara, kamyonlara ve teknolojik cihazlara dönüştürebilen Tranformers, Energon Küpü'ne ulaşabilmek için dünyamızda gizli bir savaş başlatacaklar. Dev robotların savaşında acaba Autobots'ların lideri Optimus Prime, gücü eline geçirdiği anda kötülüğün hizmetine sunacak olan Deceptions'ların başı Megatron'a karşı durabilecek mi?

Aslen 80'li yıllara damgasını vurmuş Amerikan-Japon ortak yapımı bir çizgi film olan Transformers, şimdi de sinema ekranlarında hayranlarıyla buluşuyor. Robotların dönüşüm sahneleri ve birbirleriyle olan kıyasıya mücadelelerindeki müthiş aksiyonla baştan sona nefes kesen bir film.

DreamWorks Pictures ile Paramount Pictures ortak yapımı olan Transformers'ın yönetmenlik koltuğunda “Armageddon”, “Pearl Harbor” ve “The Island” gibi önemli prodüksiyonlara imza atmış bilimkurgu ve aksiyon ustası Michael Bay var. Yapımcılığı ise büyük usta Steven Spielberg üstlenmiş. Filmin başrollerindeki Shia LaBeouf, Travis Van Winkle, Josh Duhamel, Megan Fox, Tyrese Gibson, Bernie Mac, John Turturro, Jon Voight, Kevin Dunn, Rachael Taylor ve Peter Cullen gibi isimler ise robot yıldızlarla aynı seti paylaşıyor.

25/6/2007

RÖPORTAJ - HALİL ERGÜN

Babaevi'nin tatlı sert babası, iki kez Beyoğlu Belediye Başkan Adayı olan sanatçı Halil Ergün, Babaevi dizisinin setinde kendi İstanbul'unu anlattı. İstanbul denince aklına ilk gelenin vapurlar, tramvaylar ve ilk gençlik yılları olduğunu söyleyen Ergün, "İstanbul'un eteklerini koklamadan, İstanbul'u yaşadığımı hissetmiyorum" diyor.

Ergün'e göre İstanbul 'dişi'. Sanatçı, İstanbul'u "Bir tarafıyla bir aşüfte, bir tarafıyla bir anne, bir tarafıyla dostluk, bir tarafıyla ihanet; yani hayatın ta kendisi..." sözleriyle anlatıyor.

İşte, virgülüne dokunmadan, Ergün'ün ifadeleriyle İstanbul.

     Vapurlar, tramvaylar ve ilk gençlik yıllarım.. İstanbul benim için dönemlerle açıklanan bir şey. 6-7 yaşlarında İznik'ten İstanbul'a gezmeye getirildiğim zamanlar, İstanbul erişilmezdi, büyü gibiydi. O zamanki İstanbul benim için vapurlar demekti.

     Hayal meyal Beyoğlu'nu hatırlıyorum bir de. Beyoğlu taşı, Beyoğlu fotoğrafçısı, Hacı Abdullah Lokantası, Görçek Fotoğraf Stüdyosu gibi kasaba eşrafının hep konuştuğu, 'İstanbul'a gelmek' anlamına gelen şeyler.

     Sonra okul yıllarımda Haydarpaşa Lisesi'nde yatılı okurkenki döneme bakınca, tramvaylar geliyor aklıma. Kadıköy Kısıklı, Kadıköy-Üsküdar tramvayları...

     O kapalı, büyük Haydarpaşa Lisesi koridorlarından hafta sonları sokağa çıktığımızda, karşımızda hemen tramvaylar var, sesleri hala kulaklarımda. Biraz daha yaban, ergenliğe girdiğim günlerle özdeş, kendimi keşfe çıktığım zamanlarla açıklanan bir şey İstanbul..

     Bir de Ankara'daki fakülte yıllarımdan sonraki İstanbul... O dönemde de İstanbul'a nüfuz etme, İstanbul'u kavrama, İstanbul'un bilincine varma macerası var. Eski renklerin mozaik oluşturduğu, eski dönemlerde algıladığım İstanbul'a bir de yeni bilinç süreci eklendi bu dönemde. Elbette merkezi İstanbul ve Boğaz.

     Ben İstanbul'un eteklerini koklamadan İstanbul'u yaşadığımı hissetmiyorum. Şimdi varoşlarda yaşayan ya da İstanbul'a semtler olarak sarkmış insan topluluklarının İstanbullu olduğuna pek emin değilim.

     İstanbul'da yaşıyorlar belki ekmek parası için ama İstanbul yok dünyalarında, buna inanıyorum. Arada bir de olsa, Sultanahmet'in, Eyüp'ün ve Beyoğlu'nun kokusunu almazsanız ya da Boğaz'ı nefeslemezseniz eğer İstanbulluyum demeniz zor.

     Çok dişi, bir tarafıyla bir aşüfte İstanbul, bir tarafıyla bir anne, bir tarafıyla dostluk, bir tarafıyla ihanet İstanbul; yani hayatın ta kendisi gibi görüyorum ve Türkiye'nin de açıklanışı bence İstanbul'la. Türkiye'nin politikasının, ekonomisinin, kültürünün de açıklandığı bir yer İstanbul...

     Göçlerle birlikte Anadolu'nun bütün renklerini taşıyor İstanbul, 50 yıl evvelki gibi değil. Şimdi o eski şaşasının, yaşanmışlığının izleriyle, bağrında bütün bu renkleri taşırken, aynı zamanda da Anadolu'yu eteklerine toplamış bir İstanbul artık.

     Anadolu'nun her yöresini taşıdığı için Türkiye demek artık İstanbul. Sinemacı olarak söylemek gerekirse, Türkiye üstüne bir film yapmaya karar verirseniz, bütün bölgelerin kültürel, sosyal tavır hatta renklerini bulabilirsiniz İstanbul'da.


İstanbul'un adı Beyoğlu...

     Beyoğlu bence İstanbul'un adı. Uzun yıllar boyunca yaşanarak oluşturulmuş kültürlerden oluşuyor Beyoğlu, belki de bir altı yüz senenin kültürel zenginliğinin açıklanış yeri Türkiye için... Dünyada bir tane Türkiye, bir tane İstanbul, bir tane Pera var.

     Akşamüstleri Beyoğlu'nda bir yürüyünce Türkiye'nin gerçek nefesinin orda olduğunu görüyor insan. Şimdi çok güzel, modern uydu kentler var, yalılar yine var, Boğaz yine İstanbul'u besleyen bir renk ama bütün kanallar bence Beyoğlu'na çıkıyor.

     Çok hırçınlaştığımda, tıkandığımda, kendimi yorgun hissettiğimde, açmaza düştüğümde Sultanahmet Meydanı ve çevresindeki külliyelerinden camisine kadar eski yapılaşmaların olduğu o çevreye atarım kendimi.

     Orası bana bir rüzgarı yaşatır ve dinginleştirir. Mutluluğumun mekanı da Boğaz'dır. İlla balık yemek, rakı içmek anlamında değil, arabamla şöyle bir yolculuk yapmak bile bana çok büyük bir tat veriyor.

     Hacı Abdullah'ta haftada bir kere yemek yemezsem kendimi iyi hissetmem, Çiçek Bar'a uğramazsam eksik kalırım...

     Barlar, kapalı mekanlar fazla ilgimi çekmiyor, çünkü rengi kayboldu. Beyoğlu'na doluşmuş barlar ve kafelerin henüz bir gelenek ve kimlik oluşturduğu düşüncesinde değilim. Lebon Pastanesi, Markiz, Kulis gisi bazı mekanların hala kulaklarda çınlayan geleneğini oluşturmuş çok az yer var şimdi Beyoğlu'nda.

     Çiçek yeni gelenek, benim en rahat edebildiğim yer Çiçek. Bir akşamüstü iki dostumla iki kadeh içebilmeyi bana sağlayabilen çok az yerlerden bir tanesi. Benim İstanbul'a adım attığım, sinema oyunculuğuna başladığım günlerin Papirüs'ü vardı, o da bir gelenekti aslında..

     Ama binlerce barın ve kafenin henüz beni sarıp sarmalayan heyecanı yok. Enflasyon var bu konuda, ama bunun durulacağını, tasfiyeye uğrayacağını ve hakikaten insanların hayatında iz bırakabilecek mekanların oluşacağına inanıyorum.

Kentleşmenin yolu kültürel hizmetler

     İstanbul'un İstanbul olması, gerçekten bir megakent kültürünü devam ettirebilmesi ya da çağdaş anlamda dünya içinde tekrar var edilmesinin yolu; kültürel ve sanatsal hizmetlerin bütün alanlara yayılmasından geçiyor.

     İnsanların yol kadar, ucuz ekmek kadar, temiz havada yaşama ihtiyaçları kadar sanata ve kültüre ihtiyaçları olduğuna inanıyorum ve kentleşmenin buradan geçebileceğine inanıyorum. Bu talebi yaratacaksınız.

     Her yöreye kültürel ve sanatsal hizmetler mutlaka gitmelidir. İnsanların bu kadar yalnızlaştığı bir yerde çözüm çok zordur, insanların katılımı olmayan bir kentleşme sürecine inanmıyorum. Merkezi yerlerden sadece plan - program yaparak olmaz. İnsanların kentli olma taleplerini beslemezseniz, bu konuda harekete geçirmezseniz İstanbul kolay kurtulmaz.

En büyük sorun trafik

     Trafiğin olmadığı bir gün dolaşınca İstanbul'u, yeniden keşfediyorsunuz. Trafiğin sizi alıp götüren karmaşasından sonra baktığınızda, İstanbul birdenbire başka bir dilden konuşmaya başlıyor. Daha sakin oluyor, kendini var ediyor. Her gün göç alan bir yer, sonu yok, hayatını arayan bir Anadolu insanı var ve umudunu burada arıyor; hala taşı toprağı altın.

Bir seçim bir de 'çekim' anektodu

     Çok ünlü bir filmi çektik Diyarbakır'da, Diyarbakır'a giden yolda bir başka Anadolu kentinin varoşunda bir eve uğramam gerekiyordu. Onu çekememiştik, İstanbul'da çektik, bir kenar yerleşimde.

     80'lerde. Bugün de aynı şey bulunabilir, olduğu gibi gelmiş yani, kostümleri dahil sosyal tavrıyla, rengiyle, yerleşim kültürüyle, Anadolu köylerinde bahçelere dikilen gecekondu mahallelerinde söğütlerle, kümeslerle falan....

     Seçimlerde adaylık sırasında Haliç kıyılarında dolaşırken semtlerde, Beyoğlu'na hiç çıkmamış insanlar gördüm. Gelmişler yörelerinden ve orda yaşıyorlardı.

     Hatta çok çarpıcı bir örnek, belli bir siyasal anlayışı seçmiş bir gencin hapse düştüğünü, hapse düşünceye kadar Beyoğlu'na çıkmadığını biliyorum.


Halil Ergün kimdir?

     Hayatında ilk kez 1954 yılında, 6-7 yaşlarındayken İznik'ten İstanbul'a gelen sanatçı Halil Ergün, "İstanbul'da nerede oturuyorsunuz?" sorusunu; "Tünel'de, 150 yıllık bir evde" diye cevaplarken gözleri parlayan bir İstanbul aşığı.

     Beyoğlu ve Boğaz denince akan sular duruyor onun için... İstanbul'a tutkun olan Ergün, iki kez Beyoğlu Belediye Başkan Adayı olarak seçimleri katıldı. Bir daha 'asla' diyen sanatçı, "İki defa kazanamazsanız, sanki politikacı gibi ısrar etmenin manası yok. Ben görevimi yaptım insanlara söyleyeceğimi söyledim" diyor.

     İstanbul'dan başka ancak İznik, Bozcaada ya da Gökçeada'da yaşayabileceğini söyleyen, "tiyatro" dendiği zaman elleri titreyen Ergün'ün yakın zamanda film çekmek ve tiyatro yapmak gibi projeleri var.


.

25/6/2007

BARDA

.
Yönetmen: Serdar Akar
Oyuncular: Nejat İşler, Doğu Alpan, Melis Birkan, Burak Altay, Meltem Parlak, Nergis Öztürk

Senaryo: Serdar Akar
Görüntü Yönetmeni: Mehmet Aksın
Müzik: Selim Demirdelen
Kurgu: Aziz Günhan İMAMOĞLU
Tür: Gerilim
Süre: 93 Dk.
Yapım: 2006 - Türkiye
Dağıtımcı: KenDa Film

Gösterim tarihi: 2 Şubat 2007 



  ? (? oy)   

Editörün Notu: Bir film olmasının ötesinde "Barda" sert ama bir o kadar da gerçek bir durumu anlatan sinematik bir şamar sanki. Neden bu derece sert, umutsuz ve doğrudan? Aslında cevap basit sayılır: Çünkü bu derece ağır olmadıkça ilgi göstermiyoruz.

Konu: Günümüzde yaşanmakta olan ağır şiddetin aslında insanın doğasında zaten var olduğu ve eğer sistem bunu engellemek için gerekli ve yeterli önlemi almazsa bu acı gerçeğin yaşanmaya devam edeceğini söylüyor film.

Kan, küfür, dayak, hakaret görüyoruz film boyunca. Gittikçe artan bir şekilde ve bazı sahnelerde neredeyse dayanılmaz boyutlarda. Unutmayalım öte yandan bu sadece bir sinema filmi değil. Çok benzeri bir süre önce gerçekten yaşanmış bir öykü. Kural tanımayan ve topluma saygısı olmayan böylesi cani ruhlu ve canavar insanlar varlar ve aramızda yaşıyorlar.

Nail, Nil, TGG, Aynur, Aliş, Sevgi, Pelin ve Cenk, yaşları 18 ile 25 arasında değişen genç bir arkadaş grubudur.

Bir gece yarısı, arkadaşlarının işlettiği barda son biralarını içip eve dönecekken içeri giren beş kişilik bir grup tarafından silahla alıkonulurlar. Elleri, ayakları, ağızları bağlanan gençler sabaha kadar dayak, işkence ve tecavüze maruz kalırlar. Kendilerini alıkoyan grubun görünürde hiçbir amacı yoktur. Yaşları 20 ile 45 arasında değişen bu grup, hayatlarında eksik kalan her şeyin hesabını hiç tanımadıkları bu gençlerden çıkartırlar.

FİLMDEN KARELER

  barda   barda

  barda   barda

  barda   barda



25/6/2007

UYGUNSUZ GERÇEK

.
Orjinal Adı: An Inconvenient Truth

Yönetmen: Davis Guggenheim
Oyuncular: Al Gore

Yapımcılar: Lawrence Bender, Scott Z. Burns, Laurie David
Müzik: Michael Brook
Kurgu: Jay Lash Cassidy, Dan Swietlik
Özel Efekt: Kevin Prendiville
Tür: Belgesel
Süre: 100 Dk.
Yapım: 2006 - ABD
Dağıtımcı: Warner Bros.

Gösterim tarihi: 2 Şubat 2007



  8,3 (10.622 oy)  

Editörün Notu: ABD eski Başkan Yardımcısı ve kılpayı farkla George Bush’a ABD Başkanlığı’nı kaptıran Demokrat Parti Başkan Adayı Al Gore’dan küresel ısınma problemi üzerine sarsıcı bir belgesel film

Konu: İnsanoğlu adeta bir zaman bombasının üzerinde oturuyor. Eğer bilim adamlarının büyük çoğunluğu haklıysa, dünyamızın iklim sistemini zincirleme şekilde yol olmaya götürecek çok büyük felaket için önümüzde sadece 10 yılımız var. Üstelik, ekstrem hava koşulları, seller, kuraklıklar, salgın hastalıklar ve öldürücü hava dalgalarıyla beraber gelecek olan bu felaketi kendi ellerimizle yarattık.

Kıyamet senaryolarını çağrıştıran böylesine ciddi bir felaketler dizisini önlemek için bir kez daha durup düşünmeye ihtiyacımız var.


FİLMDEN KARELER / MOVIE PICTURES


  An_Inconvenient_Truth   An_Inconvenient_Truth

  An_Inconvenient_Truth   An_Inconvenient_Truth

  An_Inconvenient_Truth   An_Inconvenient_Truth




25/6/2007

ÇİLE

.
Orjinal Adı: La Passione di Giosue’ L’Ebreo

Yönetmen: Pasquale Scimeca
Oyuncular: Leonardo Cesare Abude, Vincenzo Albanese, Toni Bertorelli, Anna Bonaiuto

Senaryo: Pasquale Scimeca - Nennella Bonaiuto
Görüntü Yönetmeni: Pasquale Mari
Müzik: Miriam Meghnagi
Kurgu: Babak Karimi
Tür: Drama - Tarih
Süre: 96 dk.
Yapım: 2005 - İspanya-İtalya 


Gösterim tarihi: 2 Şubat 2007


  6,1 (16 oy)   

Editörün Notu: Film genç bir Yahudi olan, Joshua’nın, İspanya’dan Sicilya’ya uzanan hikayesidir. Yaşadığı trajedi 1500 yıl önce çarmıhta son nefesini veren bir başka Joshua’nın trajedisi ile benzerlik göstermektedir.

Konu: 1492’den önce İspanya Yahudilerin, Müslümanların ve Hristiyanların yüzyıllardır birlikte barış içinde yaşadıkları bir ülkeydi.

Kraliçe Isabella döneminde İspanya’nın yalnızca Katolikler'den oluşmasına karar verildi. Bu, o yıllardan Nazi toplumuna dek uzanıp giden dinler arası toleransın bittiği, Yahudilere karşı sorgulama ve zulmün başlangıcıdır.


FİLMDEN KARELER / MOVIE PICTURES


  passione_digiosue   passione_digiosue

  passione_digiosue   passione_digiosue

  passione_digiosue   passione_digiosue

25/6/2007

TARİH ÖĞRENCİLERİi

.
Orjinal Adı: The History Boys

Yönetmen: Nicholas Hytner
Oyuncular: Samuel Anderson, James Corden, Stephen Campbell Moore, Richard Griffiths
Senaryo: Alan Bennett
Görüntü Yönetmeni: Andrew Dunn
Müzik: George Fenton
Kurgu: John Wilson
Tür: Komedi - Drama
Süre: 109 Dk.
Yapım: 2006 - İngiltere
Gösterim tarihi: 25 Mayıs 2007


  6,9 (3.025 oy)  

Editörün Notu: 1980'lerin İngiltere'sinde geçen bir gençlik komedisi...

Konu: 2005’te altı Tony Ödülü birden alarak Broadway’de olay yaratan bu oyun, tiyatro yönetmeni Nicholas Hytner tarafından tiyatrodaki oyuncu kadrosuyla birlikte beyazperdeye uyarlanmış.

Çokkatmanlı ve sürükleyici bu trajikomedi, büyümek, eğitimin amacı, öğretim yöntemleri, eşcinsellik ve İngiliz eğitim sistemi gibi temaları işlemektedir. 1983’te Yorkshire’da geçen filmde, sekiz öğrencinin Oxford ve Cambridge’e başvurma süreçlerine tanık olunmaktadır. Onlarla yakından ilgilenen iki öğretmenleri vardır: Öğrencilerin zihinlerini açmayı amaçlayan Hector ve sınav kurulunun dikkatini çekecek taktikler öğretmek üzere okul müdürü tarafından tayin edilen Irwin.


FİLMİN FRAGMANI - TRAILER



FİLMDEN KARELER / MOVIE PICTURES


  History_Boys   History_Boys

  History_Boys   History_Boys

  History_Boys   History_Boys



24/6/2007

BOŞ ODA

.
Orjinal Adı: Vacancy

Yönetmen: Nimród Antal
Oyuncular: Kate Beckinsale, Luke Wilson, Ethan Embry, Frank Whaley

Senaryo: Mark L. Smith
Görüntü Yönetmeni: Andrzej Sekula
Müzik: Paul Haslinger
Kurgu: Armen Minasian
Tür: Gerilim
Süre: 80 Dk.
Yapım: 2007 - ABD
Dağıtımcı: Warner Bros.
Gösterim tarihi: 22 Haziran 2007 


  

Editörün Notu: Şiddetli korku ile yoğun psikolojik gerilimi ustaca birleştiren film kayıp, sevgi ve kefaret temalarıyla örülmüş zorlayıcı hikayesiyle her iki sinema türünün de üzerine çıkıyor.

Konu: Araları açık bir karı kocanın arabasının gecenin geç bir saatinde gözlerden uzak bir taşra yolunda bozulması akla hayale gelmeyecek bir kabusa yol açar.

Çift şeritli ıssız ve karanlık bir otoyolda arabasız kalan David Fox (Luke Wilson) ve yakında boşanacağı eşi Amy (Kate Beckinsale) geceyi tuhaf ama zararsız görünümlü bir adam (Frank Whaley) tarafından işletilen döküntü bir motelde geçirmeye mecbur kalırlar.

Son derece kirli ve her yeri dökülen odalarında sürekli didişen çift, gizli bir bölmede, rahatsız edici derecede gerçekçi görünen, ev yapımı işkence filmleri bulurlar. Kanlı mı kanlı bu video filmlerinin o an içinde bulundukları odada çekildiğini anlayınca, David ve Amy aralarındaki sorunları bir kenara bırakıp oradan kaçmak için el ele vermedikleri takdirde sadist film yapımcısının bir sonraki kurbanları olacaklarını anlarlar.


FİLMİN FRAGMANI - TRAILER



FİLMDEN KARELER / MOVIE PICTURES


  vacancy   vacancy

  vacancy   vacancy

  vacancy   vacancy



Son Yazılarım

Kategorilerim

    Bağlantılarım

    Blogcu ile yapıldı